22 Haziran 2017 Perşembe

Blogdan haberler

Bu blog için yazdığım yazılar bir yandan birikirken; aklımın kıyısında kalan düşündüklerim de vardı elbet. Gel gelelim bu hep düşündüklerimle kaldı. Harekete bir türlü geçmedi ya da geçemedi. 
***
Oysa düşünceler yaşama geçirilmek için varlar. Yoksa pek de bir önemi yok. Ben de  Vakit kaybetmeden, ne düşünüyorsam onu yapmaya karar verdim. Önemi böylece keşfedeceğim.😉
***
Mesela, gezdiğim yerler hakkında düştüğüm notları, değinmek istediğim noktaları  kısa kısa yazacağım. Yani, bundan böyle bugüne kadar ana sayfa da  hiç kullanmadığım "Gezgin Notları"ndan gezi yazılarımı okuyacaksınız. (Bu arada yazarak ilerleyeceğim ilk uzun yolculuğum Ağustos'ta bekleyin. 😉)
***
Bir de Pazarlamaya dair yaşadıklarımın ve okuduklarımın yalnızca bende kalmasını istemiyorum. Paylaşacak ve tartışacak pek çok şeyin olduğunu düşünüyorum. Dünya değişiyorken, bu değişimi nerede ve nasıl yakalayacağız sorusuna ortak bir katılımla yanıt aramak gerek. "Pazarlama Notlarım" bundan böyle sizlerinde katılımı olursa daha eğlenceli hale gelecek yani. 
***
Amaç biraz daha hareketlilik ve canlılık getirmek tabi ki. Her düşünceyi sorgularken, bir adım ötesine gidebilmek. Dakika bile kaybetmeden.
***
Şimdilik blogdan haberler bu kadar diyelim. Ne diyelim. Takipte kalın. 











18 Mayıs 2017 Perşembe

İşletmelerin sürekliliği

Bir işletmenin piyasa içerisinde yaşamını sürdürebilmesi için temel koşullardan biri yapmış olduğu faaliyetten kar elde etmesidir. Kar elde etmeyen şirket ne yazık ki, yaşamını sürdürecek bir liman bulamaz ve iflas bayrağını çeker. (doğru) 😉
***
İflas bayrağını çekmemek adına da işletmeler motivasyon ve dürtülerini, kar elde etmek üzerine geliştirirler. Böylece daha fazla satış, daha fazla üretim, daha fazla tüketim, daha fazla, daha fazla fikir döngüsü oluşur. İçinden çıkılamayacak gibi olunursa da rekabet koşulları bahane edilerek, daha fazla döngüsünde aynı sektörlerde, benzer meslekler ister istemez rekabet eder konuma gelirler. 
***
Günümüz rekabet koşullarını değerlendirenler, geçmişe nazaran oldukça zorlu günler yaşadığımızı söylüyorlar. Çünkü alternatif çok, imkanlar gelişmiş ve ortam çeşitliliklere müsait.😉 Piyasaya sunduklarınızın beğeni alması ve kabul görmesi hatta fark edilmesi zaman alıyor. Bunun katlanılması gereken maliyetleri ve bir bedeli var. Gittikçe de tüm bu sıraladıklarımız katlanılamaz hale geliyor. 
***
Buna en iyi örnek, herhangi bir bedele ya da maliyete (işletmecilik açısından) katlanmadan kısa yoldan köşeyi dönmeyi hesap edenler. yani teknolojinin getirdiklerini de fırsat bilerek, rekabet koşullarında "fırsatçı konum" elde etmeye çalışanlar. 😐  Daha fazla satış, daha fazla üretim,  daha fazla kar döngüsünden öteye taşınamayanlar. 
***
Bu kısır döngü içerisinde hiç bir şey üretemeyip ve geliştiremeyip,  yalnızca gördükleri kadar olanlar ve kar etmeye odaklananlar, tabi ki bir takım sorunlu düşünce sistematiğini de beraberinde getiriyor. Kısa yoldan köşeyi dönme hesapları bir yerlerde dönüp dolaşıp trafiğe takılıyor. Çözüm yollarını da kapatıyor. 
*** 
Unutulmaması gereken artık işletmelerin sürdürülebilir olma ölçütü yalnızca kar elde etmek değildir. Kendini var eden bir amaç ve bunun için dişini tırnağına takmış bir hedef gereklidir. Sırf bu doğrultularda teknolojinin getirdikleriyle de karşılıklı etkileşimin ortak bir payda da buluşturulmasıdır. 
***
Daha fazla kar - satış - üretim asla değil. Bu döngüden sıyrılmayı başaran özgün işletmeler zaten günümüzün benzersiz markaları olarak karşımızda duruyorlar. 

4 Mayıs 2017 Perşembe

Önümüz yaz

Yaz geldi gelecek derken, güneş yüzünü gösterdi ama çok geçmeden ardını bulutlara bıraktı. Yurdun çeşitli noktalarından sağanak yağış haberleri geliyor. Hatta çoğunda sel olduğu söyleniyor. Biz de buralar da hava durumu tahminlerini beklerken; gündüz sıcaklığına karşılık akşam soğukluğunda kendimize bir konum edinmeye çalışıyoruz. 
***
Son yılların iklim koşulları uzun zamandır; yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım günümüz koşullarından pek de farklı değil. Hava bir gün sıcak, bir gün soğuk. Doğaldır ki, insan ne giyeceğini, ne yapacağını şaşırıyor. Tam bir kararsızlık hali.
***
Bu kararsızlık hali aynı zamanda günümüz insan ilişkilerinde de oldukça belirgin. 
***
Herhangi bir konuya odaklanmayı çeşitli noktalara dağıttığı gibi; insana içinden çıkılamaz bir huzursuzluk da veriyor. Önü görülmez ve bir adım ötesine gidilemeyecek bir korku hali salıyor. Böylece her defasında yeniden denemekten yorulan ve sonunda pes eden bireylerin "öğrenilmiş çaresizlik" kıskacının çoğalmasına sebep oluyor. 
***
Oysa, insan bir gözünü açacak olsa, onca olumsuz şart ve koşullara, bir sıcak bir soğuk kararsızlığına ve odaklanamama huzursuzluğuna rağmen; güneş hala yüzünü gösterebiliyor ve gökyüzünden insan uygarlığına göz kırpabiliyor. Çiçekler bahar tadını alıp doğaya rengarenk cümbüş saçabiliyor ve insanların bir arada yaşayabildiği bir yer yüzünün cennet tablosunu tasvir ettirebiliyor. 
***
Odak noktasını kararlıkla sürdürebilenlere, sıcak mıydı soğuk muydu ikileminden sıyrılabilenlere bol güneşli günlerin keyfini çıkarmasını diliyoruz. Önümüz yaz. 😉

20 Nisan 2017 Perşembe

Geleceğin belirsiz olduğuna dair

Geleceği yönlendirmek günümüzün koşullarında ki en büyük problemden biri. Bugün herhangi birisine geleceği hakkında soru soracak olduğumda; aldığım yanıtlar hemen hemen büyük çoğunluğuyla aynı. 

Gelecek belirsiz, umutsuz ve uzak. 

Nedeni ve niçini sorgulanmadığı gibi bunun "öğrenilmiş çaresizlik" kıskacına sıkıştırıldığını söylemek de haksızlık sayılmaz. Çünkü sağınıza baksanız -olmaz- solunuza baksanız -yapılamaz- söylemi hakim. Böyle bir iklim içerisinde maça 1-0 yenik başlamak da zaten kaçınılmaz oluyor. 

Bu şartlar altında sürdürülebilir olmak, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayalmiş gibi oracıkta kalıp gidiyor. Nasıl olsa kaybeden taraf ve buna alıştırılmış bir yön durumu söz konusu. Yani yaşamın o ince çizgisinin unutulup gittiği ve bir daha asla hatırlanılmadığı hali.

Olmaz - yapılamaz iklimi içerisinde öğrenilenler zamanla çaresizliğe evrildiğinden; bugün bireyler geleceği hakkında ne söz sahibi olabiliyor ne de onu hayal edip genişletebiliyor. 

Oysa yaşama tutunup yola devam etmek için bir çok sebep var. Mesela tüm öğretilere inat çaresizliğe karşı durmak gibi. Kendi çizdiğin yolda yeni ufuklar açıp ardına yenilerini koyabilmenin mücadelesini verebileceğin bir yaşam amacı gibi. Böylece yaşam daha yaşanabilir ve anlamlı olacaktır. Bir nevi var oluş sebebi edinme diyelim biz ona. 

Geleceğini yönlendirme probleminin benzerliklerini aslında şuna bağlayacaktım. Hiç bir amaç olmadan oradan oraya savrulup da en sonun da, yapamadıklarının çetelesini tutmaya başlayan bireyler; gittikçe kurak düşüncelere sahip oluyor ve tüm olumsuzluğuyla çevresini de etkiliyor. Sayı fazlasıyla çoğunluk olduğundan sanılıyor ki, bu işin içerisinden çıkılamaz. 

Hiç bir şey sanıldığı gibi değildir. 

Gelecekse asla belirsiz, umutsuz ve uzak değil.

6 Nisan 2017 Perşembe

Üniversiteden iş bulmak için mi mezun oluyoruz?

Bu soruyu sormamda ki sebep şununla ilgili, bugün Türkiye'de toplamda 185 rakamına ulaşmış üniversite topluluğu var. Bunlardan 120'si devlet, 65'i özel kuruluş. Her birini tek tek incelemek ayrı bir mesele, işin açıkçası bu sayı burada da kalacağa benzemiyor, her geçen gün yeni kuruluşların ardı ardına gelmesi durumu söz konusu. Bu gidişle her ile bir üniversite söylemini, her ilçeye bir üniversite olarak düzeltmek durumunda kalacağız gibi gözüküyor.. 😐 
***
Doğal olarak onca üniversite ile bölümler, uzmanlık alanları, öğrenci faaliyetleri vb. şeylerde çeşitleniyor. Bu çeşitlilik arasındaki birincil öncelik, geleceğe dair iş fırsatlarının nasıl sunulduğuyla ilgili. Yani odak noktası, üniversiteden mezun olduktan hemen sonra, yüksek ücretli, kariyer basamaklarını emin adımlarla tırmanan ve yönetici pozisyonunda iş yürüten figür olmak. 
***
Aslında bu figürün doğruluğu tartışmalı olduğu gibi, tanımlanmasında da hata var. Üniversite sayısının artan eğilimine bakacak olursak ve bununla birlikte her yıl artan bu  eğilime girecek olan mezunları da hesaba katarsak.. Figürün büyük bir boşluğa doğru sürükleneceğini tahmin etmek gerekir. 😉
*** 
Yanlışta burada zaten. Her bir üniversite için ayrı ayrı konumlanmış, iyi gelecek, iyi kariyer, iyi prestij söylemleri, şartlandırmaları. Üniversitelerin asıl yapması gereken bilgi üretimi ve bilgi peşinden koşmaktan ziyade; iş bulma kurumu gibi konumlanmasını sağlamaktadır.
***
Amaç bilgi peşinde koşmak değil de; kariyer basamaklarını tırmanmaksa, bunun için üniversite okumaya gerek kalmadığını ne yazık ki, söylemek durumundayım. Bilgi koşuculuğu mutlaka kendi şart ve koşullarını sağlayacak potansiyeldedir ve öyle ki kişinin kendi kariyerini çizdirtecek kadar da nettir. Yani üniversiteden mezun olunduğunda amaç iş bulmak olmamalıdır. 
***
Bilgi nerede ve nasıl kullanılmalıdır ve nasıl bir yaşam felsefesi yapılır bunun üzerinde düşünmek gerekir. Çünkü bugünün  kazanan üniversiteleri bilgiyi olması gerektiği yere uyarladığı ve bilgiyi ürettirdiği kadarıyla başarılı. Bilgiyi ezberlettiği  ve onu iş bulmaya şartladığı kadar değil. 





23 Mart 2017 Perşembe

Sürekli Üretime Duyulan İhtiyaç

İnsanlığın, yaşamını sürdürebilmesi için bir şeyler üretmesi gerek. Üretebilmek içinse tüketmesi. Bir taraftan üretip, öte taraftan tüketmeye  -Üretim ve Tüketim döngüsü- deniliyor. 😉
Yani her birinin bir diğerini tamamlaması. 
Günümüzün üretim ve tüketim döngüsü de bu genel tanımdan bağımsız değil. Yani ne yapıyorsak insanlığın devamı için yapıyoruz ve varlığımıza sebep olan şeyi tamamlamış oluyoruz. 

***

Devamlılık esasında ilerlerken, yaşam boyu öğrendiklerimiz de var tabi; bu sırada yeni perspektifler ediniyor ve farklı yol ve yöntemler geliştirebiliyoruz. Bugüne değin edindiğimiz tecrübeler de zaten Günlerin, ayların ve yılların, hatta yüzyılların birikimi sayesinde. Böylelikle üretim şekillerimiz değişmiş ve buna paralel olarak tüketim kalıplarımızda farklılaşmıştır. 

***

Örneğin, bundan yirmi yıl önce internet yoktu ve insanlar iletişimini  kısıtlı alanlarda gerçekleştirebiliyordu. Bu da kısıtlar çerçevesinde üretime ve tüketime sebep oluyordu. Oysa yalnızca yirmi yıl sonrası insanların yaşamına giren internet gittikçe vazgeçilmez hal alarak, sınırsız çevresi ve sayısız olanaklarıyla üretimi çeşitlendirmiş ve yıkılmaz denilen duvarları yıkmıştır. Üretim kadar tüketim de bundan payını alarak çeşitli ve sınırsız olmuştur.

***

Sıra, yıkılan duvarlardan sonra onca sınırsız ve çeşitlilik arasında neyi, nasıl üreteceğinize ve bunu nasıl tüketim konusu yapacağınıza gelmiştir. Çünkü, sınırsızlıkta insanları bir girdaba sokabilir ve üretkenliğini yok edebilir. "Nasıl olsa sınırsız seçeneğim var" yanılgısına düşürebilir ve hep tüketerek, kendi sonunu bile hazırlatabilir.   

***

Dedik ya, neyin nasıl üretileceği ve kim için? olacağı insanlığın devamı için ciddi bir mesele. Üretimin kalitesi tüketimi de etkileyeceğinden daha iyi bir dünya da yaşamak ve yaşattırmak için, ince eleyip sık dokuyarak, sürekli ve yerinde üretime ihtiyacımız var. Bunu salt mal üretimi olarak düşünmeyin, bu hizmet olabilir, bilim olabilir, sanat olabilir, fikir olabilir. Sonuçta her biri üretimin konusudur.



9 Şubat 2017 Perşembe

Yenilik iklimi

Bugün yenilik arayışı içerisinde olmayan var mıdır? bilmiyorum. Varsa da bir kenara geçip, ben nerede yanlış yapıyorum diye düşünmesi gerek. 😉 Çünkü günümüzün getirdiği bu. Yenilik peşinde koşmak.. 
***
Akış hızı öyle bir hal almış durumda ki, hızına yetişebilene de aşk olsun bu arada. Lakin işin bir ucundan tutmak deyimi diye bir şey de var. Mühim olan ayrıntı burada. Yeniliğin ucundan kıyısından tutup ve onu sürdürebilmekte.. 
***
Tabi neyin yeni olup olmadığına tam anlamıyla karar verdikten sonra.. Bu nasıl olacak? kararı nasıl vereceğiz? ya da gerçekten karar vermeye gerek var mı? günümüzün hızında karar alana dek, aldığımız karar da eskimeyecek mi? 💬 işte bunlar hep düşündürücü noktalar...
***
İşin ilginci yeniliğin nasıl ve nereden çıktığı.. Yeniliği çıkartıp sürdürülebilir kıldıktan sonra bunun nasıl bir döngü oluşturduğu.. İklim koşullarının insanları etkilemesi gibi.. Yenilikte kendine uygun bir iklim oluşturuyor ve etki sürecini yaratıyor.  
***
Ayrıca bunun etkisi, bilime, sanata, ekonomiye ve kültüre oluyor haliyle.. Farkında olunsun ya da olunmasın.Yenilik ikliminde, sürdürülebilir olmanın en önemli koşuluysa akıl süzgeci.. Biraz zaman alır belki ama, akıl süzgüsü olayları anlamlandırmamızı ve onu derinlemesine kavramamızı sağlar. Yeniyi yakalamanın ve onu sürdürmenin kararlılık koşullarını oluşturur. 
***
Şimdi yazımızın başına dönelim ve sorumuzu soralım. Bugün yenilik arayışında olmayanınız var mı? Telefonunuz, arabanız, eviniz, işiniz, okulunuz, kıyafetleriniz, saçlarınız, kültürleriniz, alışkanlıklarınız hakkında yeniliğe ihtiyaç duymayanınız peki? 😉
***
Sorunun cevabı belli. Bunun için özgür akıl, düşünce gerek.. Yoksa yenilik iklimi nasıl serpilip gelişecek..