14 Mayıs 2015 Perşembe

Biz bize yazısı



Saat 19.00 dolayları. Bilgisayarımın başına geçerek yazımı yazmak için düşünmeye koyuluyorum. Ve hemen ardından, Blog için yazdığım en son ki yazının, 3 mayıs 2015 tarihli oluşunu fark ediyorum. Hatta, sizin, “bir Perşembe yazısını atladın, naber!” deyişinizi de duyumsar gibi oluyorum desem. Kızacaksınız.  

Nitekim haklısınız da. Mazeret bulmak kolay iş. Üşenmeden geçmiş yazılarıma şöyle bir bakacak olsanız. Çoğu yazımın mazeretlerle başlamış olduğunu göreceksiniz. Bu sefer mazeret ön plana sürmeden bir yerlerden başlamayı deneyeceğim. Bakalım ne kadar başarılı olacağız. 

Değerli okuyan. 

3 mayıs tarihi benim için büyük bir önem arz ediyordu. Fakat, önemli bir tarih olmasına rağmen, hayatın o ilginç beklenmeyenleri kapınızı bile çalmadan size davetsiz misafir olur ya, işte o davetsiz misafir öyle beklenmedik anda çıkıp gelmiş olacak ki. O önemli gün anında benim için yaşanmaz oluverdi. 

Yaşanmaz olduğu gibi, bir an gözümün önünü bile göremeyecek oldum. Yaşadığınız kötü rastlantılar ya da diğer deyişle hayatın davetsiz misafiri ilginç olaylar, sizi bu kadar nasıl etkileyebilirdi? Doğrusu etkilememeliydi. İnsan her ne kadar önünü görememiş olsa da hızlıca düşünüp mantıklı kararlar almalıydı. 

Modern çağımızın en vazgeçilmezlerinden biri de zaten hızlıca akıp giden onca enformasyon arasından kendinize en uygun olanı seçip olduğunca hayatınıza uyumlaştırmaya çalışmak değil miydi? Ta kendisi. O halde, hızlıca düşünürken mantıklı kararın alınması içten bile olmamalıydı. Bir de şu açından bakalım.

Evet, 3 mayıs 2015 tarihi benim için önemliydi. Evet, davetsiz misafir olacak kadar ilginç bir olay yaşadım. Evet, hızlıca sorunumu çözmeliydim. Ve hatta evet, benim sorunum sizleri bile ilgilendirmiyor olabilir.
Ancak, Modern çağın yaşayan bir bireyi olarak. 

Durdum. Düşündüm. Daha da çok düşündüm. Mantığın çizdiği yol da ilerlemeye çalıştım. Ve sorunumun ne olduğuna en doğru tanımı getirmeyi denedim. Vardığım sonuç, bir sorunun çözümünde ki en büyük adımın: Sakin olup, olayı bir bütün olarak aklın süzgecinden geçmesinin  gerekliliği oldu. Bir yanda hayatımın önemli tarihi 3 mayıs, diğer yanda en az o tarih kadar önem arz etmeye başlayan davetsiz misafirin eseri çalınmış facebook hesabını düşünün. Diyeceksiniz ki, onca şeyin mantıkla ilgisi ne?  İsterseniz devam edelim.

Çalınmış facebook hesabı ne ilk kez benim başıma gelmişti ne de son kez benim başıma gelmiş olacaktı. Alın size modern çağın ilginç bir başka garipliği daha. 

Bu durumda, az önce benim problemimin sizleri ilgilendirmediğinden bahsetmiştim değil mi? Şimdi fark ettim de, yahu bu sorun benden çok sizi ilgilendiriyor. Bugün benim başıma gelen ilginç şey yarın sizin başınıza da hayli şekilde gelmez mi? bunun garantisini kim verecek. O yüzden durum sadece benim değil, senin, hepimizin. 

Bakın, yazı uzadı gitti. Ee, sonuç? Sonuç şu: Modern çağ öyle bir konuma geldi ki, sorunlarımız bile neredeyse ortak olmaya başladı. Bugün benim sorunum muhtemelen yarın senin sorunun olacak. Yani diyeceğim şu ki, bugünden benim sorunuma sahip çık. Yarın senin başını da yakmasın. İşte o zaman her şey daha çözülesi olacaktır. 

Kısaca şuna da değinelim ve yazıyı sonlandıralım. 3 mayıs tarihin önemi şuradan geliyor: doğum günümdü. Davetsiz misafir ilginç olaysa şuydu: facebook hesabım çalınmıştı. Bir taraftan sevinmem gerekirken diğer taraftan üzülmüş olmamın. insana getirisi çok oluyor. 

Düşünsenize, yaşama göz açtığınız var oluş tarihi ve sanal sayfalarınızda kendi ellerinizle yarattığınız ayrıca başka bir var oluş biçimi..Sevinç ve hüzne sebep olan bir diğer var oluş..

 Yine kafalar karıştı. İyisi mi, Facebook hesabım çalındıktan sonra, 3 günlük uğraşın ardından hesabımı geri aldım. Alır almaz hesabı bir süreliğine dondurdum. Bundan böyle bu sayfa da biz bize kalmış olacağız. Doğrusu belki de en iyisi böyledir. Ne dersiniz.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder