11 Eylül 2015 Cuma

Edebiyat kültürümüz mü kuraklaştı?

İnsanlığı düşünmeye sevk eden, hayatın yaşanabilir olduğunun farkına vardıran, geleceğe umutla bakabilmeyi öğreten, her gün yeniden doğan güneş gibi içimizi ısıtan şey edebiyat değil mi? 

Edebiyat ki konusu; romana, şiire, öyküye, denemeye değin ulaşıveren bir ırmak gibi. Akar, akar, akar. Ve hiç durmayan akışlarda, çağlar. 

Edebiyat, hayatın anlam bütünüdür. Ne bir eksik ne de bir fazla. olmazsa olmazdır. Nasıl insan su içmeden duramıyorsa, edebiyatı yaşamadan da duramaz, yani edebiyata susar. Çünki, hayatın ta kendisinin tanığıdır edebiyat. Ki zaten yaşamın olağan akışının gerçekliklerine tüm duygusallığımızla susamamak mümkün değil. 

Şu sıralar, ülkemizde yaşananların içler acısı tablosunu seyre daldığımda, toplumsal olarak edebiyat kültürümüzün kuraklaştığını hisseder gibi oluyorum. Ve bir an irkiliyorum. 

Sanki, düşünmekten yoksunlaşmışız gibi, hayatın yaşanabilir olduğunu unutmuşuz gibi, gelecekten umudumuz hiç yokmuş gibi, güneş her gün yeniden doğmayacakmış gibi.. 

Bu durumda insan, nasıl irkilmesindi ki? Edebiyat kültürünün kuraklaşmasından nasıl bahsetmesindi ki? 

Her gün yeni bir şehit haberi, iktidar mücadelesinin iki yüzlülüğü, demokrasi kültürünün içselleştirilememiş olması, kardeşin kardeşi kırması, kana kan intikam duyguları ve sevgiden yoksun tahammülsüzlük.. Nereye kadar? 

Toplumsal olarak son zamanlarda yaşadıklarımız, kuraklaşan edebiyat kültürümüzle de biraz alakalı değil mi? 

Edebiyatın derinliklerinde biraz yüzmüş olsaydık, sevginin, kardeşliğin, empatinin, tahammülün akıntısına kapılıp  dünyayı daha yaşanılır kılmaz mıydık? 

Yoksa bizim edebiyat kültürümüz kuraklaşıp kıtlığa mı sebep oldu? Ne dersiniz. 

Unutmayalım ki, umut her zaman vardır. İnsanlık var olduğu sürece, edebiyatta var olacaktır. Ne kadar kuraklaşmış olsa da çözüm toprağa değecek yağmurlardadır. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder