15 Ekim 2015 Perşembe

Hiç bir şey anlatmadım

Uykusuz, halsiz ve yorgun. 

Ne yapacağına bir türlü karar veremiyor. 

Okunması gereken kitapları var. Bu kitaplar, bir köşede yığılmış okunma sırasını bekliyorlar. 

Hangi kitaptan başlamalı, ne okumalı, neyi tartışmalı ve ne zaman başlamalı; karar verememe sürecinin bir diğer boyutu. Keşke her şey, okunması gereken kitaplar listesi gibi olsaydı. Hayat o zaman daha yaşanılır olmaz mıydı? Belki de.. 

Kiminiz kitap okumayı hiç sevmiyor, kiminizse kitap ile var olmanın müthiş hissine kapılıp hayaller dünyasına dalıyor. Bu hayaller bazen, 'küçük prens'in ki kadar müthiş, bazense 'pal sokağı çocukları'nın ki kadar harikülade. 

İşin neresinden baktığınıza bağlı tabi. Burada güzelleme yapmak kolay. Aslında işin gerçeklerine döndüğünüzde, hele ki, 

Uykusuz, halsiz ve yorgunsanız..

Okumak sırasını bekleyen onca kitap, fırtına öncesi sessizliğiyle üzerinize taşınması zor bir yük gibi oluyor.

Hayal gücünüze hayal katacak nicesi, acaba, kuşatmasına çoktan devroluyor..

Acaba, şu kitaptan başlasaydım, sıraya bile koymadan yani.. Uykusuzluk, halsizlik ve yorgunluk kalır mıydı? Sanmam. 

Çünkü, okumaya başladığım an uyumuş olurdum..

Yazı bitti. Ne anlatmaya çalıştın diye sormayın. Aslında hiç bir şey anlatmadım. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder