25 Şubat 2016 Perşembe

Üniversitelerin manzarası

Üniversiteler ile ilgili düşünceleriniz nedir bilemem, fakat, Türkiye'nin üniversite manzarasına bakacak olsanız. Pek iç açıcı bir tablo ne yazık ki, göremeyeceksiniz.. Ufuk çizgisinin bile yitmeye başladığı konumdayız. Bunu kendi fikrim olduğu için söylemiyorum, yalnızca araştırmalardan çıkarılan sonuçlara dayanarak bir varsayım geliştirmeye çalışıyorum. Hem "Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" diye boşuna dememişler. 

Hal böyle olunca, ne üniversitelerimiz de bilim yapılır oldu, ne de ideali uğruna kendini sürekli geliştiren kuşaklar yetiştirilir.. Peki ne oldu? Ne oldu da bu duruma gelindi.. 

Bir kere herkes üniversite mezunu yapılmaya çalışıldı. Başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Uzun yılların birikimi ile Türkiye çapında 100'ü geçkin kampüste eğitim veriliyor. Doğaldır ki, her yıl yeni milyonlar bayrak teslimini, bir diğer yeni milyonlara devreder konumda.. Ama ne için? üzülerek söylüyorum; hedefsiz, amaçsız ne idüğü belirsiz kocaman bir hiç için. 

Bunca milyon insan bir araya gelirde kaynakların yetersizliği durumu söz konusu olmaz mı? Hem de nasıl.. örneğin, Öğretim görevlisi eksikliği- niteliksizliği, fiziksel sınıfların yetersizliği-bakımsızlığı, öğrencilerin donanımsız niteliksizlikleri,  kampüs, ulaşım, barınma, ekonomi ve daha nicesi.. Önemli mi? Önemli olan daha fazla üniversite mezunu öğrenci yaratmak.. Açılmış olan bir kampüs yenisi de cabası zaten.. 

Bunca hengame arasında, üniversite mezunlarını yetiştirmeye çalışırken, unutup gittiklerimiz, sorgulamak, araştırmak, geliştirmek ve üretmek.. 

Şimdi, gelin, tekrar başa dönelim. Ufuk çizgisinin bile yitmeye başladığı ülkemiz üniversitelerine yani. 

Dünya sıralamasında en iyi üniversitemiz kaçıncı sırada biliyor musunuz?
Kaç bilim insanımız dünya çapında buluşa imza atmış durumda?
Kaç sanayicimiz dünya çapında marka yaratabilmiş? 
Ya da çok basit deyişle kaç üniversite mezunu dünya ile bütünleşmiş?

Tüm unuttuklarımız olağanmış gibi kabul edilmeye başlanıldığında esas tehlike çanları burada çalmaya başlıyor. Hayal edebilme yetimizi kaybediyoruz. O yüzden bunca yakınmalarım..

Olsun varsın, kitlelerin hayal gücü yoksunluğu bizi etkilemiyor. Yine de yılmadan yazıyor, çiziyor, anlatıyor, tartışıyor ve olanca çabamızla hayallerimizi paylaşmaya çalışıyoruz. 

Mesela, üniversiteden çok sevdiğim hocam, dersini, her devrin kendine göre getirdiklerinin olduğunu örnekleriyle hikayeleştirip anlatırken, bugünü sorgulatıyor, yarının hayallerini kurduruyordu. Olması gerektiği gibi.. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder