30 Eylül 2016 Cuma

Bilgi üreticiliği

Bilgi toplumu kavramıyla,  ilk kez,  yanlış anımsamıyorsam,  orta okul sıralarındayken tanışmıştım.

O zamanlarda öğretmenlerim,  bilgiye ulaşmanın yollarını açıklar,  neyi,  nasıl yapmamız gerektiği hakkında fikir yürütmemizi sağlarlardı.

Düşünün ki,  bu durum 90'lı yılların sonu, 2000'li yılların başlarında gerçekleşiyor.  O günden bugüne değin,  köprünün altından çok suyun akıp gittiği malum..

Üzerine pek çok şey yazılıp çiziliyor da zaten.

Bilgi toplumuna dair kavram için,  Benim anımsadığım,  öğretmenlerimin anlattıkları kadarıyla..

Ancak bunun çok daha öncesinden  dünya çapında tartışılıyor olması da hesaba katılacak olunursa,  bilginin insana,  topluma ve geleceğe dair etkisinin çarpanını çok daha net bir şekilde anlayabiliriz.

Bakıyorsunuz,  iş,  sanat,  kültür,  eğitim,  sağlık,  teknoji vb. farlı disiplinler arasındaki değişimin ana belirleyicisi hep bilgi kaynaklılık.

Bilgiye ulaşan ve onu kullananlar hep kazanan taraf oluyor.

Bilginin kazandırdığı bilinen bir gerçekken,  Türkiye'de bilgiye ulaşmak için ne yapılıyor?  Ya da bilgiye ulaşmak demişken,  bilgiyi üretecek katkı ne durumda?  Kazananlar yalnızca bilgiye ulaşanlardan mı çıkıyor?

Birden soru soracağım tuttu.  Ortaokul sıralarından anımsadıklarım,  Bilgi Toplumuna dair..  90'lı-2000'li yıllar...

Günümüz toplumundan yıllar sonra anımsayacaklarım ise...

Bilgi toplumlunda bilgiye ulaşmak kadar,  bilginin üreticisi olmak,  bilgiye katkı sunmak ve bilgiyi bir yaşam tarzı haline getirmenin refah seviyesi adına ne demek olduğu..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder