3 Kasım 2016 Perşembe

Bir insan olarak, herhangi bir zaman ve mekanda doğduk. İyi ki..

İzmir, İstanbul, Ankara, Trabzon, Yozgat, Ağrı, Malatya.. Neresi olduğu önemli değil. 

Yaşamın bir parçası olarak o herhangi bir şehirde doğduk işte. Elbet bir şekilde büyüyoruz da. Bu sırada yaşadığımız çevrenin kültüründen etkileniyor ve bunu sürdürmek için yaşam mücadelesi veriyoruz. 

Memleket farkı gözetmeksizin öğretilenler ve öğretilmeyenler oluyor. 

Yaşadıkça ayırdına varıyorsunuz. Bir tarafta misafirperverlik, yardımlaşma, dayanışma saf duyguları.. İyiye olan temenninin dışa vurumları.. Yani bir kültürün sürdürülebilirliğindeki önemli yapı taşı.. Diğer taraftaysa, dedikodu, yalan, iftira vb.. en olmazların ince çizgisinde ki, kültürün sürdürülemezliğinin yapı taşı..

Başta kişi olarak, öğretilenlerin ayırdına varmaya başladığınız andan itibaren bir tarafı seçmek zorundasınız. Bu sizin yaşam boyu kişiliğinizi ve bakış açınızı oluşturacak çünkü. Seçiminiz toplumu ve toplumun refahını domino etkisine sebep olacak cinsten.

Bu bakımdan hangi tarafta olacağınız oldukça önemli...

Bugün Türkiye'nin manzarasına bu açıdan bir değerlendirme getirecek olursak, tarafımızın ne yazık ki, iyi temennilerden yana olmadığını söylememiz gerekecek. Eğitimde, sağlıkta, hukukta, bilimde, sanatta bir dedikodu, yalan, iftira furyasıdır gidiyor..

Sistem tıkanmış, çözüm üretemiyor. Zamandan ve mekandan bağımsız olarak doğduğumuz, büyüdüğümüz ve geliştiğimiz çevre sanırım oldukça bozulmuş olacak ki, bir çürümüşlük hali duruma hakim. Öğretilenleri iyi dinlememiş ve asla uygulamamışız. 

Yaşam biçimlerimiz başkalaşmış, her koyun kendi  bacağından asılır olmuş ve bu durumdan rahatsızlık bile duyulmaz hale gelinmiş. En can alıcı noktaysa bunun kanıksanması.. 

En başta kişisel gelişim bu şartlarda nasıl gelişecek? Ya toplumsal? Refaha hiç girmiyorum bile. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder