20 Nisan 2017 Perşembe

Geleceğin belirsiz olduğuna dair

Geleceği yönlendirmek günümüzün koşullarında ki en büyük problemden biri. Bugün herhangi birisine geleceği hakkında soru soracak olduğumda; aldığım yanıtlar hemen hemen büyük çoğunluğuyla aynı. 

Gelecek belirsiz, umutsuz ve uzak. 

Nedeni ve niçini sorgulanmadığı gibi bunun "öğrenilmiş çaresizlik" kıskacına sıkıştırıldığını söylemek de haksızlık sayılmaz. Çünkü sağınıza baksanız -olmaz- solunuza baksanız -yapılamaz- söylemi hakim. Böyle bir iklim içerisinde maça 1-0 yenik başlamak da zaten kaçınılmaz oluyor. 

Bu şartlar altında sürdürülebilir olmak, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayalmiş gibi oracıkta kalıp gidiyor. Nasıl olsa kaybeden taraf ve buna alıştırılmış bir yön durumu söz konusu. Yani yaşamın o ince çizgisinin unutulup gittiği ve bir daha asla hatırlanılmadığı hali.

Olmaz - yapılamaz iklimi içerisinde öğrenilenler zamanla çaresizliğe evrildiğinden; bugün bireyler geleceği hakkında ne söz sahibi olabiliyor ne de onu hayal edip genişletebiliyor. 

Oysa yaşama tutunup yola devam etmek için bir çok sebep var. Mesela tüm öğretilere inat çaresizliğe karşı durmak gibi. Kendi çizdiğin yolda yeni ufuklar açıp ardına yenilerini koyabilmenin mücadelesini verebileceğin bir yaşam amacı gibi. Böylece yaşam daha yaşanabilir ve anlamlı olacaktır. Bir nevi var oluş sebebi edinme diyelim biz ona. 

Geleceğini yönlendirme probleminin benzerliklerini aslında şuna bağlayacaktım. Hiç bir amaç olmadan oradan oraya savrulup da en sonun da, yapamadıklarının çetelesini tutmaya başlayan bireyler; gittikçe kurak düşüncelere sahip oluyor ve tüm olumsuzluğuyla çevresini de etkiliyor. Sayı fazlasıyla çoğunluk olduğundan sanılıyor ki, bu işin içerisinden çıkılamaz. 

Hiç bir şey sanıldığı gibi değildir. 

Gelecekse asla belirsiz, umutsuz ve uzak değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder