13 Ağustos 2017 Pazar

Yolculuğa başlarken

Aklımın kıyısında hep bir uzun yolcuğa çıkmak vardı. Uçsuz bucaksız diyarlarda bilinmeyene doğru yol alıp.. bilinmeyenin duyumsattığı heyecan da kaybolarak.. 
***
Bu yolculuk nereden ve nasıl başlayacaktı emin olun bilmiyordum. Bildiğim tek şey uzaklara gitmekti. Öyle ki, her uzağa gidiş isteğim, biraz daha o uzakları kendime doğru yakınlaştırıyordu. Garip bir duygu tabi. Uzaklara gitmek isterken kendine yakınlaşmaya başlaman. 
***
Böylece, planlar oluşturmaya başladım yavaşça, fikirler aldım. Rota çizdim. Beğenmedim, oturdum, araştırdım ve yeniden, bir kez daha yeni rotalar belirledim. Bir kez daha, bir kez daha derken bu böyle sürüp gidiyordu.. Artık her yenisinde kendimi de sorgulamaya başlıyordum bir yandan; bundan sonra ki yaşam rotamın yolculuklar da olacağının bilinciyle... 
***
Uzaklar diyordum ya, işte o uzağa en uygun tanım, başlangıç için Kars oldu... İzmir'den yola çıkıp da yapılabilecek en uzak yolculuk olduğu için. Buna bir de tren yolculuğunu koyarsanız, uzaklara uzaklık katmış oluyordunuz. (zaman açısından)
***
Hoş tren yolculuklarının da kendine has bir özgünlüğü var kanımca, hele tek başınaysa bu yolculuk, manzaranın o derinliklerinde adeta yaşam seyrine dalıp gidiyorsun. Her gelip geçenin ardından, bir film şeridindeymişsin hissine kapılıyorsun.  
***
Bu yazdıklarımın hepsini yaşayabilmek için o uzun tren yolculuğunu seçtim. İzmir'den yola koyulup oraya ulaşmam yaklaşık olarak 30 saatimi alacaktı. Tren biletimi aldım. Çantamı hazırladım. Rotaları belirledim. Bütçemi planladım ve yola koyulmak için geri sayıma başladım. Derken,
***
Gelin önce, Kars'a gitmeden evvel, araştırmalar yaparken nelerle karşılaştım ona bir bakalım. 
***
Kars ile ilgili olarak hafızam da yer edinen en büyük şey, Orhan Pamuk'un "Kar" romanı. Uzun yıllar önce okuduğumda üzerinde epey bir düşünmüştüm. Olay örgüsü tamamen Kars'ta geçtiği ve tabi ki "Doğu Ekspresi" yolculuğu ayrıntılı olarak anlatıldığı için, benim açımdan oldukça ilgi çekiciydi. İçim de oraya gitme şevki, ta o zamandan belirmişti desem, hiç yanlış olmayacak..
Kar romanı aklımın bir köşesinde öylece dururken; araştırmalarım sırasında karşılaştığım belki de en etkilendiğim ve asla aklımdan çıkmayacak olan, konusu yine Kars'ta geçen bir film var. "Kosmos" Bir Reha Erdem yapıtı. Sanatsal yönü kuvvetli, olay örgüsü gayet başarılı oluşturulmuş filmin tüm sahneleri Kars sokaklarında geçiyor. Bu şehri yakından tanımamı sağlıyor. Keşfedilecek çok yön olduğunun heyecanına kapılıyorum. Film sahneleri aklımın bir köşesine kazınırken, kendimi orada hayal ediyorum ve geri sayım içerisinde kayboluyorum. (Hala izlemeyenleriniz var ise ne demek istediğimi daha iyi anlayabilmek için, bu filmi mutlaka izlemenizi salık veriyorum.) Bu film o kuru, sıkıcı, Kars şöyle bir yer, böyle bir yer diye tavsiyelerde bulunan tipik blog sitelerinden sıyrılmamı sağlıyor. Derinlemesine düşünebilmem için bir fırsat penceresi açıyor. Bir gezinin başlangıç rotasında mutluluk pınarı oluşturuyor. Uzaklar yakınıma geldikçe akıp giden zaman içerisinde hayaller kurmaya başlıyorum.
***
Kaşgarlı Mahmut'un eserinde Kars'ı "deve veya koyun yününden yapılan elbise veya karsak derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan, bozkır tilkisi" olarak tanımlaması, ayrıca halis muhlis Türk ismi olarak yer alan nadir şehirlerimizden olması, gravyer peyniri ve eski kaşarları, kaz ciğeri, çıldır gölü, kafkas yöresine özgü oyunları, aşık atışmaları, ani harabeleri, Allahu Ekber dağlarında yatan şehitlerimiz araştırmaların genelinde karşıma çıkan ilk şeyler oluyor. Haliyle hepsini not alıyor ve gidilecek yerler listesine koyuyorum. Bu genel bilgiler sonrasında ayrıntılı olarak araştırmalarıma devam ediyordum.. Derken,
***
Zaman gelip de yolculuk için çattığında içimdeki heyecan biraz da tedirginliğe doğru evriliyordu. Tek başımaydım ve ülkenin bir ucuna gidecektim. Saatlerce yolculuk yapacak ve ne olacağını asla kestiremeyecektim. Anın getirdikleri ile yetinebilecektim sadece.. Sıkılacak mıydım? Başıma bir iş gelecek miydi? Nasıl insanlarla karşılaşacaktım. Sorular soruları peşi sıra getiriyordu. En sonunda tüm bunlardan kurtulmak için düşünmemeye karar veriyor ve Kosmos film sahnelerini aklıma getiriyordum. Bulacağım çok şey olduğunu biliyordum ve yalnızca bunu hayal etmeye çalışıyordum. Keyfim de çoktan yerine gelmeye başlamıştı zaten.
***
Yola çıkmadan evvel yıllardır uğrak yerim olan sahaf'tan bana eşlik etsinler diye kitaplar alıyorum. Derken,
***
İzmir'den otobüsle 7 saat süren yolculuğun ardından sabahın erken saatlerinde Ankara'ya varıyorum. Bu ilk durakta Başkent sokaklarına karışarak tek başınalığın getirdiği tedirginliği dağıtmak istiyorum. Hiç bir şeyin sanıldığı gibi olmadığını deneyimleyebilmek için.. Önce bir kaç şey atıştırıp, karnımı güzelce doyuruyorum. Buz gibi su alıyor sıcaklığı bastırmaya çalışıyorum. Şapkamı giydiğim gibi, telefonumdan müzikler açıyorum. Başlıyorum yürümeye, karanfil, konur sokaktan... Akşam 18.00'a kadar vaktim var ne de olsa. Bu da demek oluyor ki, yaklaşık 10 saatim var. İnsanların arasına karıştıkça, zamanı da düşünmüyorsun zaten. Sokaklar ve caddeler boyu yürürken, yıllar önce ilk kez geldiğim Ankara hatırıma geliyor. Ankara Üniversitesi - Siyasal Bilgileri kazanmak için yanıp tutuştuğum yıllar.. O zamanlarda da, Tandoğan'a çıkmıştım. Şimdi o ilk zamanlarda ki gelişimin ardından, bugüne yüzümde bir tebessümün oluştuğunu fark ediyordum.. Her ne kadar bu sokakları tek başıma arşınlamış olsam da tekrar geçtiğim güzergahlar uzaktan bir tanıdık yüz gibi geliyordu bana.. O uzaklığa yabancılık çekmiyordum ama yakınlaştıkça, hissediyordum değişenleri, farklılaşanları.. Derken,

Tren saati yaklaşıyordu. Garipsediğim bir boşluk hissinde. Yolculuğa işte şimdi başlayacaktım. Biletimi, çantamı, cüzdanımı, kimliğimi kontrol ediyorum. Saat 17.00 civarı yer Ankara garı. İnsanlar yavaştan gar'a gelmişler. Anlaşılıyordu. Kimisi, Sivas'a, kimisi Erzurum'a, kimisi de Yozgat'a gidiyordu. Hepimiz de aynı yolun yolcusuyduk en nihayetinde. Anadolu'nun dört bir köşesinden insanın olduğu bir holde içimde ki heyecan tavan yapmıştı. Sanırım en keyifli anlardan birindeydim. Ve ilk tanışıklığım. Sivaslı tesisatçı Hakan oluyor. Hiç bir şey dememiş olmama rağmen yöresinin şivesiyle geçmiş tren anılarını anlatıyordu. İtiraf etmek gerekir ki, oldukça da komikti. Telefonumun sarjı bitiyordu fark etti ve hemen kablosunu çıkartıp yardımcı olmaya çalıştı. Tabi bir yandan da susmayan şivesiyle anlatıyor da anlatıyordu. O anlattıkça içimde ki tedirginliğin dağıldığını fark etmiştim. Dakika bir gol bir misali gayet renkli sahneleri yaşıyordum.
Tesisatçı Hakan tam 17.00'dan 17.45'e dek hiç susmadı. Ben neredeyse konuşmadım. Neyse ki, bir başka Yozgatlı Memduh amca  sarj için geldi de, Hakan'dan rica ederken, ben de kaçamak yapma fırsatını yakaladım.  Gideceğim güzergaha göz gezdirdim. Kırıkkale- Kayseri-Sivas-Erzincan-Erzurum-Kars. Her biri birbirinden farklı 6 şehir. 24 saat sürecek macera. Aklıma daki, Kar romanı, Kosmos filmi... Araştırıp not aldıklarım. Sırt çantamda ki kitaplarım ve bembeyaz sayfalarıyla yazmamı bekleyen defterim. Gözümün ucundalar hepsi. Yaklaşan vakti bekliyor.
***
Tren rayları yenileme çalışması olduğu için yolculuk Ankara'dan başlamayıp, Kırıkkale yakınlarında Irmak istasyonundan başlayacak. TCDD otobüsleri ile aktarılıyoruz. İçimde bir burukluk oluşuyor o an trene binişimizi 1 saat daha ertelediğimiz için.  Ama her geçen saniye yine de heyecanımı artırmaya yetiyordu. İçim içime sığmıyordu. Bir otobüs dolusu insanla aynı yöne gideceğiz. Tanımadığım ve daha önce hiç görmediklerimle. O sırada Brain ile tanışıyoruz. Dakika bir gol iki. İrlandalı. Tesadüf eseri yan yana gelmiştik. Tek misin? diye soruyorum. Ya sen diyor soruya soruyla karşılık vererek? tek'im diyorum sorusuna cevaben. Sonra başlıyoruz sohbete. Dünya gündeminden, Gezi rotalarına, İnsanlığa dair pek çok şeyi konuşuyoruz. İçimde yalnızlığın getirdiği tedirginliğin zerresi kalmıyor artık. Bu işten keyif almaya başlıyorum. Yolculuğun ilginç hikayelerle başladığının farkındaydım. Sivaslı tesisatçı Hakan, Yozgatlı Memduh, İrlandalı Brain ile birlikte...
Irmak'a ulaştığımız da trenimiz de hazırlıklarını yapıyordu. Kısa bir mola içerisindeydik. Henüz trene adım atmamıştık. Brain'ın yabancı olduğunu gören amcalar ve teyzeler, gülerek sarışın da oluşunun getirdiğiyle Rus mu diye soruyorlardı. Brain tüm bu sanılara gülerek cevap veriyordu.
***
Ve yolculuk saati geldiğinde kapılar açılıyor. İnsanlar tipik Anadolu refleksiyle kapılara doğru yığılıyor. Küçük bir karmaşanın ardından kompartımanıma doğru gelebiliyorum. Memurlar gayet güler yüzlü sağolsunlar yardımcı da oluyorlar. Kompartımanımı bulduğumda çantamı koyuyorum. Tren kalkmadan bir kaç fotoğraf çekmeliydim. İçim içime sığmıyor demiştim ya işte komple başım dertteydi artık. Bu sığamamayla napacaktım bilmiyordum.
Bir kaç kare yakaladıktan hemen sonra, trenin kalkış komutu veriliyor. Düdükler çalınıyor.. İstasyondan el sallayanları karşılıksız bırakmıyorum ben de sallıyorum. Ve Kars'a doğru yola koyuluyorum...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder