6 Eylül 2017 Çarşamba

Düşlerin cereyanı

Sıcak sımsıcak bir çay yaptım kendime yudum yudum içeyim de düşler atlasımda kaybolayım diye. Özene bözene yaptığım o çayı daha fazla yudumlayıp keyfine varabilmek için kocaman bir bardağa dolduruyorum. Ancak çay çok sıcak ve elimi yakıyor, dudaklarıma değdirmeye korkuyorum. En iyisi bir kenara koyup soğumasını beklemek. Hiç vakit kaybetmeden bardağı bir kenara koyuyor ve çayın üzerinde tüten dumanları seyre dalıyorum. Açık penceremden göğe doğru yıldızların yanına yolculuğa çıkıyorlar. Yolları uzun.. Yetişebilmek için koşuyorlar. Benim de payıma düşen el sallamak oluyor. Burada durup birden düşlerimin cereyan ettiğini fark ediyorum.  Düşler söz konusu olunca kendimi nedense durduramıyorum. Zamanın hızlılığından olsa gerek hakikate yetişebilmek kaygısıyla ben de bir süre sonra koşmayı hatta depar atmayı yeğleyenlerden oluyorum. 
Tüten dumanların ardından başımı göğe doğru kaldırdığım da yıldızların gülümseyişine tanık olunca bir kenarda öylece kalan bardağımı elime alıp o yakıcı sıcaklığı korkmadan yudumlamayı cesaret ediniyorum. Korku duvarını yıktığım an ne  çayın yakıcılığı ne de çayın sıcak olduğu düşünceleri kalıyor aklımda. Kalan yalnızca yıldızları yakalamak için vakit kaybetmeden koşar adım ilerleyen dumanların mutluluğu oluyor. Bilinmeyenleri bilinir kılmak istediklerinden. 
O sımsıcak çayın soğumasını bekleyip tüm zevki tatsız bir halde mahvetmektense ben de tıpkı dumanlar gibi koşar adım bardağıma sarılarak sıcaklığı benimsemeye çalışıyorum. Bir yudum alıyorum.. Bir yudum daha.. Göğe bakıyorum derken bir yudum daha... Bir yudum.. yudum.. yudum... Her yudumdan ayrı bir zevk almaya bakıyorum. Yıldızlar gülerken benim de yüzümde bir tebessüm... Düşler atlasımda neler vardı diye sorarsanız. Çayı yudumlayım derken yazamadım.  Çayın da  eninde sonunda biteceğini bildiğimden iyisimi bir kaç dakikalığına da olsa keyfi yaşamayı tercih ettim. Fakat şu bir gerçek ne zaman düşlerim cereyan etse kendimi durduramıyorum. 😉







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder